Habeas Corbus veya cesedi teslim etmek...

Latince "Habeas Corbus" yani "Gövdeyi ortaya çıkar" terimi 1688 İngiliz Devrimi ile birlikte yurttaşlık hakları arasına dahil ediliyor. Bu hak, yurttaşın herhangi bir vatandaşın gövdesinin nerede olduğunu bilme hakkı anlamına geliyor. Yani yurttaşın devlete karşı olan ilk zaferi. Artık devlet istediği yurttaşı alıp hapse tıkamayacak, işkence edemeyecek.

T.C.'de ise işler biraz farklı işliyor. Habeas corbus ilkesi bilinçli bir şekilde yanlış çevirilmiş sanki. (Corbus latince hem gövde hem ceset anlamına geliyor.) Biz birinin gövdesi hakkında bilgi istediğimiz anda bize bir ceset getirip bu mu diye soruyorlar. Ve hakkımızı kullanmış oluyoruz. T.C.'ye "HABEAS CORBUS ULAN!" diye bağırmak, ve ceset değil insanlarımızı istediğimizi haykırmak gerek...

geçmiş zaman olur ki...

geçmiş zaman olur ki...

Monday, December 18, 2006

Usta'nın Ustası MAYAKOVSKİ

*Vladimir Mayakovski'nin) sadece Rusya'nın ve kendi döneminin değil bütün zamanların en iyi şairlerinden biri olduğunu söylemek abartı sayılmamalıdır. Rus şiirinin ve Avrupa modernizminin en seçkin kazanımları kendi kişisel potasında eriterek yeni ve özgün bir senteze ulaştıran bu şair Ekim Devrimi'ni "Kendi Devrimi" olarak benimsemiş, yeteneğini olanca cömertliğiyle devrimin hizmetine sunmuş, halkın yaşamıyla birleştiğinde bir şair yaşamının nasıl bir enginlik ve tarihsellik kazanacağını yaşamı ve yapıtlarıyla kanıtlamıştır. Mayakovski şiirinin bir ucu Baudelaire'de, Whitman'da, Avrupa modernizminde, simgeci-imgeci-fütürist açılımlarda; bir ucu, her biri ondan derinliğine etkilenmiş olan Aragon, Neruda, Ritsos, Brecht, Nazım Hikmet şiirindedir...

Kafkasya'nın görkemli doğasında doğup Moskova'nın Devrim kokan sokaklarında büyüyen Mayakovski hayatını adadığı Devrim adına herşeyi yapmıştır. Çağdaşı olan burjuva sanatçıları ile sürekli zıtlaşmış ve Sosyalist bir sanat anlayışının olması gerektiğini savunmuştur. Bunun oluşması için hayatını harcayan Mayakovski’nin ulaştığı sonuç ebedidir. O dünümüzün, bugünümüzün ve yarınımızın şairidir. Mayakovski şiirleri ve devrimciliğiyle varolmuştur ve sonsuza dek öyle kalacaktır.

Hepimiz genciz, genciz, genciz

Açlıktan gebermekteyiz:

Yolda ne çıkarsa karşımıza dolduracağız karnımıza!...

Kimin hıncıdır dünyayı ikiye bölen?

Kimdir dumanları yükselten mezbahaların kızıllığı üstünde?

Yoksa bir tek güneş

Yetmiyor mu herkese?

Ya da üstümüzdeki gök yeterince mavi değil mi?

Son toplardı gürüldeyen kanlı tartışmalarda.

Fabrikalar son süngüyü yontuyor.

Barutlarını dökmeye zorlayacağız herkesi

El bombaları top olacak çocuklara.

Kimin adına

Çiğniyor toprağı

Gıcırtılı ve kaba bir çizme?

Kimdir savaş alanlarının göğünün üstündeki:

Özgürlük mü?

Tanrı mı?

Ruble!

Ne zaman kalkacaksın tüm heybetinle ayağa

Sen

Onlara canını veren?

Ne zaman fırlatacaksın şu soruyu suratlarına

Savaşıyoruz neden?

Yeter artık gökyüzü ve peygamberce bilgelik!

Basit çivilerden daha çok söz edin.

Gökyüzünü, gereksiz şeyleri fırlatıp atın!

Bize toprağı ve canlı insanları verin!

Gezegenimiz

Sevinç duymaya

Fazla elverişli değil daha.

Sevinci

Gelecek günlerden

Koparıp almamız gerekiyor

Ölüp gitmek

Zor bir şey değil bu yaşamda

Yaşamı yaratmak çok daha zor.

Hergün

anımsamalısın

ki sen

yeni

ilişkilerinde

yeni

aşkların da

mimarısın.

Gömülmüş şiirlerin

kitaplar mezarlığında

görürseniz

demirden dizeleri

saygıyla

yoklayın onları

eski

ama müthiş bir silah gibi.

*Kaynakça: Mayakovski

S.Vladimirov ve D.Moldavski

No comments: