Sizin ürettiğiniz ve aslında sizin olması gereken birşeyi almak hırsızlık mıdır? Sizin hayatınızın üzerine yapılmış alışveriş merkezinde yaşamak istemek bir işgal girişimi sayılabilir mi?
Sorunumuz sahiplik ve aidiyet üzerine aslında. Bizim olan şeyleri almışlar ve bize satmaya çalışıyorlar. Hem de bunu “ahlaki” bir çerçevede yapıyorlar. Öncelikle bu “ahlaki” çerçeveye bir göz atmak gerek. “Adalet Mülkün temelidir” sloganı altı

nda sembolleşmiş olan bütün yasalar, kanunlar ve niceleri varolan –veya olduğu iddia edilen- mülkü korumaya yöneliktir. Yani cümleyi biraz daha anlaşılabilir kılarsak “Adalet Özel Mülkün Temelidir” demek yeterli olacaktır.
Mesela polisler sizin üstünüzü arayabilir ancak siz onların üstünü arayamazsınız. Onlar sizi gözetleyebilir ama siz onları gözetleyemezsiniz. Onlar sizin herşeyinizi alabilir ancak siz alırsanız hırsız olursunuz. Onlar sizin üstünüze alışveriş merkezi yapabilir ancak siz orda yaşarsanız orayı işgal etmiş olursunuz. Biz bu adaleti kabul etmiyoruz. Çünkü biz biliyoruz ki bir oyunda kuralları koyanlar bir taraf olarak oynarsa o oyunun ahlakından bahsedilemez. Ancak bizlerinde var-kalmak için yaşam alanlarına ihtiyacımız var. Bize söylenen; “Beğenmiyorsan oynama, git kendi oyununu kur.”
Bu ‘git’in altında yatan “yok ol!” çünkü başka bir yaşam alanı yok, başka bir oyun yok. İşte bu yüzden biz aynı oyunun kurallarını değiştirmeye çalışıyoruz. Onlar bizim üstüzü aramak istediğinde biz de onların üstünü aramaya çalışıyoruz, onlar bizim üstümüze alışveriş merkezi yaptığında içine girip kendi “ahlak” anlayışımızla yaşama planları yapmaya başlıyoruz. Zaten çoğumuz orada çalışıyoruz, orayı temizliyor, koruyor kısaca orayı “var”ediyoruz. Peki neden orada yaşamıyoruz? Bizim olması gereken bir yerin anahtarları başkalarının elinde olduğu için mi? Anahtarları ellerinden almak çok mu zor?
Aslına bakarsanız bir alışveriş merkezinde gayet rahat yaşanabilir. Fırını (pastaneler), kütüphanesi (kitapçılar), yatakhanesi (mobilyacılar), yeteri kadar yiyecek-içecek maddesi (süpermarket), dünyaya derdimizi anlatmak için küçük çaplı bir medya istasyonu kuracak kadar teknolojik aleti (tekno marketler) olan bir yerde varolmak o kadar da zor olmasa gerek. Yapılması gereken tek şey oranın bize ait olduğunu kabul edip oraya yerleşmek. İnsanlar buna işgal, yağma, talan diyecek ancak bizler ütopik dünyamızı (4 duvar arasında bile olsa) yaşayabileceğimizi (hem de şu anda!) onlara göstereceğiz. Fırında yiyeceklerimi hazırlayacak, kütüphanemizdeki kitapları okuyacak, bedava sinemaya gidecek ve bizden (ç)alınarak üretilen “kelebek” mobilyalarda yatacağız. Ve bütün bunları onların bizi gözetlemek için kullandığı güvenlik kameralarıyla tüm dünyaya izleteceğiz. Sistemin tüm ürünlerini yeniden anlamlandıracak, yeniden üreteceğiz. Tekno-marketlerinde satmaya çalıştıkları bilgisayarlarla dünyaya ulaşacak onların iletişim ağı ile insanlara yaptıklarımızı anlatacağız. Bizim olan ve bizim elimizden alınıp anlamları değiştirilmiş herşeyi geri alacağız.
Benim hayatımın üstüne alışveriş merkezi yaparsanız bana orada yaşama hakkı vermek zorunda kalırsınız. Yada yaşama “öfkesi”. Biz sadece bizim olanı, ürettiklerimizi istiyoruz.
Biz oyunbozanlık yapıyoruz. Alışveriş merkezlerine gidip yaşamaya başlıyoruz ve oradaki duvarlara “Üreten biziz tüketen de biz olacağız” yazıyoruz.
No comments:
Post a Comment